Previous Sonraki
6. ULUSLARARASI ÇOCUK BULUŞMASI, YETİM GÜLERSE DÜNYA GÜLER İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından, yetimlere destek olan aileleri buluşturmak ve farklı kültürleri bir ara...
TÜM ÇOCUKLARIN HAKLARI VAR ! UNICEF Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin (ÇHS) Kabul edilişinin 20 Kasım’daki 25. yıldönümü dol...
HER BEŞ DAKİKADA BİR ÇOCUK ŞİDDET KURBANI Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), her beş dakikada dünya genelinde bir çocuğun şiddet son...
YENİ KİMLİKLER İÇİN TARİH BELLİ OLDU! Başbakan Davutoğlu, "Yeni kimlikler, elektronik, biyometrik özellikleri de taşıyan kimlikler, Aralık ayında...
HANEHALKI İŞGÜCÜ İSTATİSTİKLERİ, TEMMUZ 2014 İşsizlik oranı %9,8 seviyesinde gerçekleşti Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sa...
ARAÇ SAHİPLERİ DİKKAT! 1 ARALIK'TA BAŞLIYOR Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 2 yıl önce yürürlüğe giren ''Araçlar...
KAZA TESPİT TUTANAKLARINDA BÜYÜK KOLAYLIK Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezince (SBM) "mobil kaza tespit tutanağı" kullanıma sunuldu. SBM'den alına...
ÇALIŞANLAR DİKKAT! MAAŞ HESABINDA DEVRİM Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Birol Aydemir, geçmişteki bir parasal değerin, talep edilen ta...
HAYAT TABLOLARI, 2013 Hayat tabloları, her yaştaki nüfusun ölümlülük olasılıklarını ve hayatta kalma sürelerini ayrıntılı olarak ...
YAYGIN EĞİTİM FAALİYETLERİ ARAŞTIRMASI, 2013 Yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında 2013 yılında 72 bin 321 kurs düzenlendi Araştırmada bakanlık ve ...
ERDOĞAN: GENÇLERİMİZİ MODERN VEBADAN UZAK TUTALIM Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, küresel teröre, Avrupa'nın terör karşısında tutumu, madde bağımlılığı, ...
GELİR VE YAŞAM KOŞULLARI ARAŞTIRMASI, 2013 En zengin kesimin geliri en yoksul kesimin gelirinin 7,7 katı oldu Yüzde 20’lik gruplarda, en yü...
MİLYONLARIN BORCU SİLİNİYOR Torba yasa, Genel Sağlık Sigortası borcu olan milyonlarca kişinin yüzünü güldürecek. Gelir testine girmediğ...
ERKEN EMEKLİLİK GELDİ Resmi gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Torba Yasa 20 milyondan fazla insanın hayatını kolaylaştıracak...
TOPLU TAŞIMA MI ÖZEL ARAÇ MI? BBC'nin haberine göre, İngiltere'de East Anglia Üniversitesi Norwich Tıp Okulu ve York Üniversitesi Sağlık ...
HANEHALKI İŞGÜCÜ İSTATİSTİKLERİ, HAZİRAN 2014 İşsizlik oranı %9,1 seviyesinde gerçekleşti Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sa...
5 YILDA 35 BİN İŞ KAZASI Altyapı yatırımları ve konut yapımında son yıllarda yaşanan hızlı gelişmeyle Türkiye'de inşaat sektöründe c...
30 BİN VATANSIZ BEBEK Suriye'deki içsavaştan 5.5 milyon çocuk etkilendi. 10 bin çocuk savaşta öldü. Toplam 8 bin çocuk içsavaşta ...
TÜRKİYE DİYANET VAKFI'NDAN EĞİTİME DESTEK Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) eğitime desteği sürüyor. Her yıl burs verdiği öğrenci sayısını ar...
BİN LİRA MAAŞ ALAN NE KADARLIK EV ALABİLECEK Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın gelire göre taksit sınırlamasında Bankacılık Düzenleme ve Denetlem...
AĞUSTOS AYI ENFLASYON RAKAMLARI AÇIKLANDI Ağustosta Tüketici Fiyat Endeksi yüzde 0,09, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yüzde 0,42 arttı. Yıllık enflas...
2015'TE TÜM TC. VATANDAŞLARI SAHİP OLACAK 62. hükümet programı kitapçığında öne çıkan hedeflerin içinde en dikkat çekeni önümüzdeki dönemde bürokrasi...
20 MİLYON KİŞİNİN BEKLEDİĞİ TAKVİM BELLİ OLDU Yaklaşık 20 milyon kişiyi ilgilendiren torba yasa için geri sayım başladı. Vergi, prim, ceza gibi borçlara ...
İŞÇİLER DİKKAT! 3 AYLIK MAAŞINIZI ALMAYI UNUTMAYIN İşçilerin ücret alacaklarının korunabilmesi adına, 'ücret garanti fonu' oluşturulmuştur. İşverenler tarafın...
MUAYENE ÜCRETLERİNE REKOR ZAM 15 lira olan SGK’sız muayene ücreti yüzde 100 zamlanarak 30 lira oldu. Devlet hastanesinden alınacak ...
GÜVENLİK BİRİMİNE GELEN VEYA GETİRİLEN ÇOCUKLAR, 2013 Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklarla ilgili istatistik çalışması 1997 yılında, seçilmiş 27 ...
TÜRKİYE'NİN ALKOL HARİTASI AÇIKLANDI Sağlık Bakanlığı verilerine göre vatandaşların yüzde 87'si hiç alkol almıyor. Her 4 erkekten biri alkol...
TÜRKİYE'Yİ DEHŞETE DÜŞÜREN AÇIKLAMA! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuklar” başlıklı rap...
AİLE KURMAK VE ONU YAŞATMAK İBADETTİR Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müşaviri Gazeteci, Yazar, Şair Nevzat Bayhan, Diyanet İşleri Başkanlığ...
ERBESLER'İN KİTABI RAFLARDA YERİNİ ALDI Esat Ertaç Erbesler'in "Bosna'da Egemenlik Sorunu-Dayton Anlaşması" adlı kitabı biyografi.net Yayınları'nda...
SAKARYA ÜNİVERSİTESİNDE İSTATİSTİK UZMANLIK EĞİTİM PROGRAMLARI BAŞLADI İstatistik  günlük yaşamda sıkça kullandığımız ortalama gelir, suç oranı, doğum oranı gibi bilgileri ve rak...
3 MİLYON EKMEK SOFRAYA GELMEDEN İSRAF OLUYOR Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yaptığı ‘Türkiye'de Ekmek İsrafı’ araştırması sonuçlarına gör...
ARTIK ZORUNLU OLACAK! Habertürk'te yer alan göre; ‘Otomatik katılım’ adı verilen yeni uygulamaya göre net 2.100 lira ...
AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca, boşanmanın alt sebeplerini anlamak, aile içi ilişkiler ile boşanma...
YOKSULLUK MAAŞI GELİYOR! Yoksul kesime, nakdi yardımlar yerine, Almanya'da olduğu gibi 'işsizlik yardımı'verilecek. Ailede çalışabil...
TÜKETİCİ FİYAT ENDEKSİ, MAYIS 2014 Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık %0,40 arttı TÜFE’de (2003=100) 2014 yılı Mayıs ayında bir ön...
YURT İÇİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ, MAYIS 2014 Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi aylık %0,52 düştü Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE), 2014 yılı Ma...
İSTANBUL'UN YATIRIM HARİTASI ÇIKARILDI İstanbul Üniversitesi’nin İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle yürüttüğü yatırımcılara rehbe...
ÜRPERTEN UYUŞTURUCU RAPORU Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezleri'ne (AMATEM) başvuran hastalara ilişkin Sağlık Bakanl...
DÖRT KİŞİLİK AİLENİN AÇLIK SINIRI 1.158, YOKSULLUK SINIRI 3.771 LİRA   Türkiye’de yoksulluk sorunu, başta çalışanlar olmak üzere toplumun önemli kesimini doğrudan etk...
BÜYÜK GÜN YARIN! ARTIK CEZASIZ İPTAL EDİLEBİLECEK 6502 Sayılı Yeni Tüketici Yasası yarın yürürlüğe giriyor. Tüketiciyi baş tacı edecek olan yeni yasa ile çok...
İŞSİZLİK MAAŞI BAŞVURUSUNDA SÜRE SINIRLAMASI KALKTI Ankara 15. İş Mahkemesi, baktığı bir davada uygulama konusu olan 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakk...
'KORKUDAN KONUŞAMIYORUZ' DEYİNCE TALİMAT VERDİ Başbakan Erdoğan dün Soma'dan gelen 10 maden işçisiyle görüştü, taleplerini dinledi. Alınan bilgiye göre, m...
EĞİTİM YÜREK İŞİDİR Birikim Eğitim Kurumları Genel Müdürü Cemil Keskin: -       “Ülkemizde akademik eğitim epeyce mes...
SOMA'DAN BİR ACI BİLANÇO DAHA! 432 ÇOCUK... Soma'daki maden faciasına ilişkin en acı bilgiyi veren Aile Bakanı Ayşenur İslam, 'Toplam 432 çocuğumuz bab...
YAŞ SEBZE FİYATLARI DÜŞTÜ Antalya Toptancı Halinde bu hafta yaş sebze ve meyvelerin kilogram fiyatı 20 kuruş ila 1 lira arasında deği...
İSTATİSTİKLERLE GENÇLİK, 2013 Türkiye nüfusunun 2013 yılında %16,6’sını genç nüfus oluşturdu Türkiye nüfusu 2013 yılında 76 6...
AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM'IN Engelli vatandaşlarımızın birey olarak, insan onuruna yakışır biçimde, hayatın içinde herkesle birlikte yaş...
TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KAPSAMINDA 35 BİN KİŞİ KAMUDA İSTİHDAM EDİLECEK Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Terörle Mücadele Kanunu Kapsamında Kamu Kurum ve Kurulu...
MMG VE İTO'DAN 'KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN SOSYAL BOYUTU' SEMPOZYUMU                             KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN SOSYAL BOYUTU SEMPOZYUMU ...
AİLE İÇİ ŞİDDETLE MÜCADELE İÇİN YOLA ÇIKILDI Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, ''Aile İçi Şiddet ile Mücadele Projesi''nin tanıtım t...
KAMUDA 'YARIM GÜN' ÇALIŞMA DÖNEMİ BAŞLIYOR Milyonlarca çalışan ve iş arayanı yakından ilgilendiren sosyal güvenlik paketi tamamlandı. 1 MİLYON TAŞ...
5-11 MAYIS VAKIF HAFTASI - Her sene farklı bir tema ile kutlanan Vakıf Haftası 2014 yılında "Vakıf ve İktisat" temasıyla 5-11 Mayıs ta...
OTOGARA GİDENLERE KÖTÜ SÜRPRİZ! ARTIK ÜCRETLİ... Bayrampaşa'da bulunan Büyük İstanbul Otogarı'nda giriş çıkışlar ücretli hale geldi. İlk 25 dakika için ...
TÜKETİCİ FİYAT ENDEKSİ, NİSAN 2014 Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık %1,34 arttı TÜFE’de (2003=100) 2014 yılı Nisan ayında bir ön...
YURT İÇİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ, NİSAN 2014 Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi aylık %0,09 arttı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE), 2014 yılı Ni...
BU ÜRÜNLERİ ALANLAR DİKKAT! TOPLATMA KARARI ÇIKTI Sağlık Bakanlığı, bu yılın ilk üç ayında kozmetik ve tıbbi cihaz denetimlerinde, çok sayıda sahte ve uyguns...
GEÇEN YIL EN ÇOK KASTAMONULU ÖLDÜ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılı ölüm istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 2012 yılında 376 bin...
3 BİN 249 ÇOCUK KAYIP CHP Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan ve arkadaşlarının imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunulan araştırma ön...
BAKAN İSLAM'DAN 'ÇOCUK' AÇIKLAMASI İslam açıklamasında şunları söyledi: Tıpkı ateşe ellerini uzattıklarında ellerinin yanacağını bilm...
MAKALE
Alıntı Yazılar
Previous Sonraki
ETNİK BAKIŞIN BOSNA ÇIKMAZI: ‘BOSNA’DA EGEMENLİK SORUNU’ ETNİK BAKIŞIN BOSNA ÇIKMAZI: ‘BOSNA’DA EGEMENLİK SORUNU’ 1.Herkes 'azınlık' olunca ortak akıl oluşmuyor Eski Yugoslavya’da Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti yapısına rağmen Boşnaklar &lsq...
ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARA DEVLETİN REVA GÖRDÜĞÜ 'ÜSTÜN' İHMAL ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARA DEVLETİN REVA GÖRDÜĞÜ 'ÜSTÜN' İHMAL Bazı konular kendisini her daim başköşeye taşıma kabiliyetine sahip. Bu tür konular genellikle incir çekirdeğini doldurmaz konular oluyor...
SOMA FACIASI VE ÂKILE SIGORTASI SOMA FACIASI VE ÂKILE SIGORTASI Ölenlerin yakınları açısından bir kişinin ölmesiyle iki yüz kişinin ölmesi arasında fark yok. Bir tek kişi ölseydi de yakınları aynı acıy...
İŞPORTA İŞPORTA Farkında mısınız bilmiyorum ama şu satırları okuyanlar biraz dikkat ederse göreceklerdir: İstanbul'da 'Suriçi'nde işportacı kalmadı. İşpo...
DÜŞLER VE UMUTLAR/ HIRSIZLIK FELSEFESİ DÜŞLER VE UMUTLAR/ HIRSIZLIK FELSEFESİ ... İngiliz yazar Charles Dickens''in 1838 yılında yayınladığı, defalarca sinemaya uyarlanan, en son 2005 yılında Roman Polanski tara...
ÇALIŞMADAN EMEKLİ OLMANIN 5 ŞARTI! ÇALIŞMADAN EMEKLİ OLMANIN 5 ŞARTI! İsteğe bağlı sigortalılık zorunluluk prensibinden tamamen farklı olarak işleyen bir sigortalılıktır. Zorunlu olarak sigortalı olması ...
ŞOK İDDİA: 50 YIL SONRA BÖCEK YİYECEĞİZ ŞOK İDDİA: 50 YIL SONRA BÖCEK YİYECEĞİZ Dünyada yenilebilir bin 500 böcek türü bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Bayram, gelecekte savaşların petrolden değil su ve gıda nedeniyle ç...
50'DEN AZ ÇALIŞANI OLAN İŞYERLERİ 1 OCAK 2014'E HAZIR MI 50'DEN AZ ÇALIŞANI OLAN İŞYERLERİ 1 OCAK 2014'E HAZIR MI Doç.Dr. Sayım Yorgun 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, işçi sayısı ne olursa olsun tüm işyerlerini kapsamına alan ve işçi s...
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HAKKINDA TÜM BİLİNMEYENLER İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HAKKINDA TÜM BİLİNMEYENLER Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sayım Yo...
MAHALLENİN MAHALLE BASKISINA DÖNÜŞ ÖYKÜSÜ MAHALLENİN MAHALLE BASKISINA DÖNÜŞ ÖYKÜSÜ MAHALLE BASKISI Prof. Dr. Recep BOZLAĞAN Batan güneşin renkleri gibi solmaya yüz tutan bir değerler manzumesiydi mahalle. ...
ŞEHİR DÜŞTÜ, DEMEDEN ÖNCE ŞEHİR DÜŞTÜ, DEMEDEN ÖNCE   Mahmut Çetin Bizanslı tarihçi Yeorgios Francis, İstanbul’un fethi için yazdığı kitabının adını ‘Şehir Düştü!&...
YAŞLILAR İÇİN DÖNÜŞSÜN KENTLER YAŞLILAR İÇİN DÖNÜŞSÜN KENTLER Cihan AKTAŞ "Ortalık insan yüzü görmek için süpermarketlere gidip hiçbir şey almadan çıkan ama bu arada birileriyle iki cümle kurabil...
İŞ BULDURAN ÖZGEÇMİŞ HAZIRLAMANIN PÜF NOKTALARI! İŞ BULDURAN ÖZGEÇMİŞ HAZIRLAMANIN PÜF NOKTALARI! 'İnsan Kaynakları' eki veren birçok gazetenin en çok işlediği konuların başında özgeçmiş (CV) hazırlama teknikleri geliyor. Deyim yerinde...
İYİ BİR ARAŞTIRMA OLUMSUZ SONUÇ İYİ BİR ARAŞTIRMA OLUMSUZ SONUÇ Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığının 10 milyon 578 bin hanede 2011 yılında yüz yüze yaptırdığı Türkiye Aile Yapısı Araştırması TAYA'nı...
AÇLIK SINIRI VE ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRI VE ASGARİ ÜCRET Abdülkadir Özkan Her ay açlık ve yoksulluk sınırını gösteren rakamlar açıklanıyor. İşçi sendikaları konfederasyonları bu işin öncülüğ...
İŞ GÜVENLİĞİNDE YENİ DÖNEM BAŞLIYOR İŞ GÜVENLİĞİNDE YENİ DÖNEM BAŞLIYOR Hüseyin GÖKÇE   ANKARA - Bir kişi dahi çalıştıran işyerlerinin, iş güvenliği ve sağlığı önlemleri almasını öngören 6331 sayılı İş Sağ...
TÜKETİM KÖLELİĞİNDEN “KARA CUMA’YA” TÜKETİM KÖLELİĞİNDEN “KARA CUMA’YA” Fevzi Öztürk/ Dünya Bülteni Modern zamanların en büyük hastalığı “tüketim köleliği” gün geçtikçe modern bireyi biraz daha...
İSLAM, KAPİTALİZMİN YEDEK PARÇASI DEĞİLDİR İSLAM, KAPİTALİZMİN YEDEK PARÇASI DEĞİLDİR Muhammed Amara Batılılar ekonomik krizden kurtulmak için faizsiz İslami bankacılık sistemini istiyor ama kapitalizmin felsefesine ve...
REFAH DEVLETİ VE REFAH REFAH DEVLETİ VE REFAH ATILLA YAYLA  1800'den 2000'e dünya kişi başına geliri 8 kat arttı. Nüfus 1 milyardan 7 milyara yükseldi. Dünya iki asır içinde yakla...
AVRUPA'DA İŞSİZLİK VE AVRUPA'DA İŞSİZLİK VE "YENİ UMUT YOLCULARI" Sinan Özdemir / Dünya Bülteni - Brüksel   İMF, Avro Bölgesi GSMH'sının gelecek yıl (-0,2)'den (+0,7)'ye yükseleceğini öngörüyor. Büyü...
NOBEL’İN GÖLGESİNDE ‘SOSYAL BARIŞ’ NOBEL’İN GÖLGESİNDE ‘SOSYAL BARIŞ’ Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları Perşembe ve Cuma günü bir araya gelerek,  Nobel ba...
KÜRESELLEŞEN DÜNYADA GELİR DAĞILIMI VE YOKSULLUK KÜRESELLEŞEN DÜNYADA GELİR DAĞILIMI VE YOKSULLUK Fevzi Öztürk/ Dünya Bülteni Dünyanın en büyük ve en önemli sorunlarından biri de adaletsiz ge...

KİTAP
Previous Sonraki
KENTLEŞME VE SOSYAL POLİTİKALAR KENTLEŞME VE SOSYAL POLİTİKALAR "Kentleşme ve Sosyal Politikalar" atölyesi, en temelde hem kente hem de sakinlerine dair bir sosyal politika düşünüşü geliştirme çabası o...
BOSNA’DA EGEMENLİK SORUNU-DAYTON ANLAŞMASI BOSNA’DA EGEMENLİK SORUNU-DAYTON ANLAŞMASI Esat Ertaç Erbesler’in kitabı ‘Bosna’da Egemenlik Sorunu-Dayton Anlaşması’ Esat Ertaç Erbesler’in kalem...
KÜRESELLEŞEN DÜNYADA ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA KÜRESELLEŞEN DÜNYADA ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA Sakarya Yayıncılık tarafından Ocak 2013 tarihinde basılan kitabın editörlüğünü Prof. Dr. Ali Seyyar ile Yrd. Doç. Dr. Cihan Selek Öz üstl...
AH YAŞLILIK “Hayatın her döneminin keyifli ve zor yanları var. Çok yönlü gerileme ve kayıplara denk gelen yaşlılık döneminin zorlukları, çoğu k...
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REFAH DEVLETİ Refah devleti ile ilgili bu kitap 2004 yılında İTO tarafından yayınlandığında, alanındaki ilk çalışmalardan bir tanesi özelliğini taşımak...
İŞSİZLİK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE KOBİ'LERİN DESTEKLENMESİ Şurası muhakkaktır ki, küçük ve orta ölçekli işletmelerle ilgili konular çok geniştir ve bu çalışmanın kapsamını hayli aşmaktadır. Bu kit...
KOBİL’ERDE ESNEK ÇALIŞMA John Maynard Keynes, bundan yaklaşık 75 yıl önce bir öngörüde bulunmuş ve torununun yaşayacağı gelecek zamanda, çalışma sürelerinin günlü...
AB’YE UYUM SÜRECİNDE GENÇ İŞSİZLİĞİ AB’YE UYUM SÜRECİNDE GENÇ İŞSİZLİĞİ Sahip oldukları biyolojik, sosyolojik ve yapısal özellikleri bakımından toplumların “en dinamik” ve “yatırım yapıl...
DÜNDEN BUGÜNE İSTANBUL’DA ULAŞIM DÜNDEN BUGÜNE İSTANBUL’DA ULAŞIM M.Ö. 7000’li yıllara dayandırılan ulaştırma olgusu, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, çevresel ve hatta as...
Sosyal Politika Sosyal Politika Abdülkadir Şenkal, istanbul: Alfa Yayınları, 2005, 606 s. Hiç şüphesiz küreselleşmeden en çok etkilenen ...
Kimlik Yanılsaması Jean-François Bayart, istanbul: Metis, 1999, 272 s.   Bugün Eski Yugoslavya'dan Orta Afrika'ya, Hindistan'dan Türkiye ya da Cezay...
Ağlayan Dağ Susan Nehir,   Ayşegül Devecioğlu istanbul: Metis 2007, 264 s.   Metis Yayınları'ndan çıkan ikinci romanı de gerçekle yalanın iç içe geçti...
Türkiye'de Çingene Olmak   Mustafa Aksu, istanbul: Kesit Yayınları, 2006, 135 s.   Çingenelerle ilgili şimdiye kadar birçok kitap yazıldı. Ama hiçbiri...
Osmanlı İmparatorluğu'nda Çingeneler Vesselin Popov ve Elena Marushiakova, istanbul: Homer Yayınları, 2006, 112 s.   Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa kanadı Balkanlar...
Ameleden İşçiye   Ahmet Makal, istanbul: iletişim, 2007, 404 s.   Erken Cumhuriyet döneminin emek tarihine ilişkin gelişmelerini çeşitli yanl...
Dünyanın Zenginliği, Ulusların Fakirliği   Daniel Cohen, çev. Dilek Hattatoğlu, istanbul: iletişim, 2000, 139 s.   Küreselleşme, bugün pek çok şeyi açıklamakta kullan...
Tuhaf Zamanlar   Eric Hobsbawm istanbul: iletişim, 2006, 549 s.   20. yüzyıl tarihini diğerasırlarınkinden I ayıran en önemli izler; dünya s...
Yersiz Yurtsuz   Edward W. Said, çev., istanbul: iletişim, 2003, 440 s.   Yersiz Yurtsuz, 2003 yılında yitirdiğimiz Edward W. Said'in çocukl...
Avrasyalı Olmak Banu AVAR, istanbul:Truva Yayınları, 2007   TRT ve BBC başta olmak üzere birçok önemli kuruluşta çalışarak 60'dan fazla ülkeyi zi...
Çocuk ve Aile Sorunlarının Terapi ile Tedavisi Fatih Kılıçarslan, Ankara: Nobel Yayıncılık, 2006.   içinde yaşadığımız toplumda sağlık, eğitim ve sosyal hizmet uygulamalarında ...
Global İşletme, Yerel Emek: Türkiye'de İşçiler ve Modern Fabrika Nadir Suğur ve Theo Nichols, istanbul: iletişim, 2000, 271 s.   Küreselleşme sürecinin temel paradoksularından biri; sermaye küre...
Sosyal Adalet ve Şehir David Harvey, çev. Mehmet Moralı, istanbul: Metis Yayınları, 2. baskı, 2006, 292 s.   Sosyal Adalet ve Şehir, mekân çalışmalarınd...
İstanbul'da"Soylulaştırma": Eski Kentin Yeni Sahipleri   Der. David Behar ve Tolga islam, istanbul Bilgi Ünviversitesi Yayınları, 2006, 221 s.   Soylulaştırma veya eski tabiriyle m...
Yerinden Yönetim ve Siyaset   Ruşen Keleş, istanbul: Cem Yayınevi, 5. baskı, 1992, 560 s.   Yerinden Yönetim ve Siyaset adlı yapıtta, demokratik yaşamın ...
Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunu   Sadettin Doğanyiğit, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 1198   Yerel yönetimlerin çevre sorunları, çarpık kentleşme, altyapı ve tra...
Refah Devletinin Krizi   Pierre Rosanvallon, çev. Burcu Şahinli, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2004, 158 s.   Rosanvallon, bu çalışmasınd...
Cumhuriyet Türkiye'sinde Sosyal Güvenlik ve Sosyal Politikalar Nadir Özbek, istanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2006, 431 s.   Emeklilik Gözetim Merkezi'nin desteğiyle Tarih Vakfı tarafından...
Yerel Yönetimler Üzerine Güncel Yazılar: Reform Der. Hüseyin Özgür ve Muhammet Kösecik, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, 2005, 712 s.   Yerel Yönetimler Üzerine Güncel Yazılar: Refo...
Sosyal Politika Perspektifinden Yerel Yönetimler (İngiltere, İsveç, Türkiye Örneği)   Halis Yunus Ersöz, istanbul: Filiz Kitabevi, 2004, 230 s.   Yerel yönetimlerve sosyal politika icraatları üzerine dilimizde...
Degişen Dünyada ve Türkiye'de Sosyal Politikalar Ali Seyyar, istanbul: Değişim Yayınları, Ekim 2006, 373 s. Türkiye'de sosyal politika alanına yönelik bilimsel ç...
Küresel Sosyal Politika: Uluslararası Kuruluşlar ve Refahın Geleceği   Bob Deacon, Michelle Hulse, Paul Stubbs, London: Sage Publications Ltd., 1997, 252 s.   Küresel Sosyal Politika (Global Soc...
Sosyal Güvenlik Sosyolojisi   Sevda Demirbilek, istanbul: Legal Yayıncılık, 2005, 352 s.   Esas olarak hukuk ve ekonomi dallarının ilgi alanına girmiş ve...
Makale

Son zamanlarda çocuklarla ilgili giderek artan taciz, şiddet ve cinayet haberleri hepimizi üzmekte endişelendirmektedir. Çocuklara yönelik her türlü istismar elbette ki en caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Ancak sadece caydırıcı olabilecek cezalarla yetinmek, bu cinayetlerin artmasına –maalesef- engel olamayacaktır. Geçtiğimiz günlerde, hepimizi dehşete düşüren minik Gizem cinayeti avukatının, sanıkla ilgili söylediği cümlenin üzerinde ciddiyetle durulması gerekir. Avukat; bu vahşice işlenmiş cinayetin, sanığın Gizem'in ablasıyla evlenmesine izin verilmediği için işlemiş olduğu gerekçesiyle açıklanamayacağını, durumun sosyal politika açısından iyi analiz edilmesi gerektiğini söylemişti.

Toplumsal tepkiyi doruk noktaya taşıyan bu ve benzeri olaylarda hukuk çerçevesinde ama sonuç üzerinden bir muhakeme yapılır, cezai müeyyide belirlenir ve infaz edilir. Adaletin hükmü toplum vicdanını bir ölçüde rahatlatır ve böylece yeni bir olayın vuku bulmasına kadar maalesef unutulmaya mahkûm olur. Oysaki yaşanan olayın vahameti daha derin bir sorgulamayı gerektirmektedir. Bu sorgulama, sondan önceki basamakların iyi incelenmesi demektir. Neler oldu da …? Neler yaşadı da …? Bu noktaya nasıl geldi …? Sorularına cevaplar aranmalı ve bu cevaplar üzerinden birtakım politikalar üretilmelidir. Aksi takdirde yapılan işlem bataklığı besleyip sinekleri avlamaya döner ki, her haber bülteninde yeni Gizemler, yeni kurbanlar, yeni cinayetler demektir. Sanığın, nasıl bir aile ortamında büyüdüğü, hangi travmaları yaşadığı, nasıl bir çevresinin olduğu araştırılmalıdır elbette. Böyle sosyal hadiselerin sonrasında daha çok aile mercek altına alınmakta ancak genellikle çocuğun eğitim hayatı sorgulanmamaktadır. Okul ve öğretmen, çocuğun dünyasında önemli bir etkiye sahiptir. Gününün büyük bir çoğunluğunu okulda geçiren bu kişilerin okul hayatı, özellikle öğretmen yaklaşımları göz ardı edilmektedir.  Bugünlerde okula gitmek için yola çıkıp kaybolan bir çocuğun haberi yansıdı yine manşetlere. Sonradan anlaşıldı ki, bu çocuk, ödevini yapmadığı için okula gitmemiş, kendisini sokakların şefkatli(!) yollarına bırakmıştı. Eve dönerken değil, okula giderken kaçmayı tercih etmiş bir çocuk. Üzerinde çalıştığım öfke kontrolü, alkol, bağımlılık gibi problemler yaşayan bütün gençlerin ortak noktaları; okul ortamında ödevler, testler ve kurallar ile baskı altına alınmış, duygu dünyası örselenmiş, anlaşılamamış olmalarıdır. Elbette ki ev ortamı çocuğun, gencin yetiştirilmesinde önemli bir huzur ve güven kaynağıdır. Ancak, evde anlaşılamayan, mutlu olamayan çocuk, alanında profesyonel olmasını beklediğimiz öğretmenler tarafından anlaşılmalı ve ona el uzatılmalıdır. Okulların, sınıfların kalabalıklığı gibi bahanelere sığınmak, olaylara gözümüzü kapatmakla eşdeğerdir. Çünkü çalıştığım bu çocukların ve gençlerin büyük bir çoğunluğu, özel okul öğrencilerinden oluşmaktadır. Görmeyi beklediği değer, sınavlardan alacağı notlara endekslenmiş ve tasnif edilmiş gençler…

Gizemin katili veya diğer sabıkalıların yaşadığı en temel problemlerden biri; “Değersizlik” duygusudur. Değersizliği yaşayan birey, duygunun şiddetine göre suç işleme potansiyeline sahip bir insan haline gelmektedir. Çocukluk yıllarının okul boyutunda, aşırı ödev yüküyle, yüksek sorumlulukla, aşırı disiplinle, uyarılarla, cezalarla karşı karşıya kalan, dolayısıyla çocukluğunu, özgürlüğünü yaşayamayan, kendi olamayan, değerli olduğunu hissedemeyen, sürekli engellenen, eleştirilen bir çocuk; içinde öfke biriktirmeye başlamakta ve öfke kontrolü, sosyal uyum veya depresif problemler yaşamaya aday bir birey haline gelmektedir.

Çocukken, başarısızlık duygusunun fazlasıyla yaşanması da başka bir etkendir. Anne babanın ve öğretmenin beklentileri altında ezilen çocuğun yapabildiklerinden ziyade, yapamadıklarına odaklanmak, sınıf ortamında yapabileceğine değil de, daha iyisini yapması(!) adına çocuğu yapamayacağına koşturmak onu yormakta, özgüvenini kaybettirmekte, hayat enerjisini azaltarak, zamanla çevresine öfke duymasına, saldırgan tutumlar sergilemesine, hırçın ve asabi olmasına sebep olmaktadır. Çocuğun en doğal hakkı olan oyun ihtiyacını, aşırı ödevle gasp etmek, çocuğun “kendi” olmasına ve gelişimine ciddi olarak sekte vurmaktadır. Sınıf içinde hareket etmesine, teneffüslerde koşmasına, bağırıp çağırıp çığlık atmasına izin vermediğimiz, evde odasına veya bilgisayar, tv ve cep telefonu üçgenine hapsettiğimiz, en güzel oyun alanları olan sokakları elinden aldığımız çocuk; ev, okul ve servis adlı üç kutu içinde omuzlarındaki ağır sorumluluklarla sürekli taşınan bir varlık haline gelmektedir. Anne babası ve öğretmeniyle sağlıklı iletişim kuramaması, karşılıklı şikâyetlerle evde ve okulda duygusal veya fiziksel şiddete uğraması çocuğun ciddi travmalar yaşamasına neden olmaktadır. Sonuçta, ne öğretmenden, ne de anne babadan ihtiyacı olan değeri alamayan çocuk, kendisine de,  çevresine de değer vermeyen, saygı duygusunu kaybetmiş, intikam alma alt yapısı fazlasıyla oluşturulmuş bir yetişkin olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aile ve çocuk cinayetlerinin birçoğu, kontrol edilemeyen dürtülerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. O an –bilincini- kontrolünü kaybeden birey, sağlıklı düşünemediği için bu sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı düşünememesinin temel nedeni ise, bilinçaltında geçmişten bugüne biriktirilmiş travmalardır.

Sonuç olarak, toplumdaki problemlerin büyük bir çoğunluğunun temelinde; huzursuz ve mutsuz bir çocukluk dönemi yer almaktadır. Bu nedenle, toplumsal barışı ve saygıyı elde etmenin yolu evden ve okuldan geçer. Ancak bu yol, sanayi devriminin bize armağan ettiği eğitme, yola getirme, adam etme(!) dayatmasından değil, çocuğun fıtratını koruyarak, ev ve –özellikle- okul ortamının çocuğun özgür ve huzurlu olabileceği, değerli ve saygıdeğer olduğunu hissedebileceği, sevgiye doyabileceği ortamlar haline getirilmesiyle gerçekleşecektir.

Mürşid Ekmel AYBEK

Psikolojik Danışman

 
Makale

SOSYAL POLİTİKA VE VAKIF

Sosyal politikanın hedeflerini yani huzur ve refahı gerçekleştirmek için yürütülen kamu hizmetlerini yerine getiren gönüllü sektör kurumlarından birisi “vakıf”tır.

Sosyal politikanın en önemli hedeflerinden birisi dengeli bir gelir dağılımı politikası oluşturmak ve bunu gerçekleştirmektir. Vakıf yapan kişi gelir- servetini kendi mülkiyetinden çıkararak başkalarının -genellikle de bütün toplumun- hizmetine sunmakta, toplumun mülkiyetine geçirmektedir. Vakıflar kanalıyla toplumun değişik gruplarının kendi içlerinde ve gruplar arasında gelir-servet yeniden dağıtılmıştır. Bu yönüyle vakıflar bir sosyal politika aracı olarak ortaya çıkmaktadır.

Osmanlı Devleti, kendinden önceki Selçuklu ve diğer Müslüman devletler gibi, bayındırlık, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinin yerine getirilmesini devlet eliyle ve devlet bütçesiyle yapmayıp bunların vakıflar kanalıyla yürütülmesini benimsemiş, devletin bu vakıfları destekleme ve denetlemesini prensip edinmişti. Bu kapsamda vakıflar sadece sosyal yardımlarla ilgilenmemişler, din, eğitim, sağlık, bayındırlık gibi alanlarda yaygın bir şekilde hizmet görmüşlerdir.

Vakıflar, dengeli ve adaletli bir sosyal politikanın manevi temellerinin oluşturulmasına büyük katkılar sağlar. Ancak vakıf kurumu sosyal politikanın hedeflerini gerçekleştirecek tek başına bir araç olarak düşünülmemektedir, başka bir takım araçlarla birlikte belirli alanlarda hizmet yürütürler. Ama tarihte bu alanda en yaygın hizmet görmüş kurumdur.

Vakıflar, ekonomik ve sosyal açıdan zayıf, güçsüz ve fakir kimseler; hasta,  yaşlı, düşkün ve benzeri muhtaçlar hiç bir aidat, prim veya ücret ödemeden onlara yaptıkları yardımlarla sosyal hayata etki etmişler, böylece toplumdaki gerginliklerin yumuşatılmasına ve dayanışmanın sağlanmasına katkı sağlayarak toplumsal barışa destek olmuşlardır.

Vakıfların kuruluş amacının miras hukukunu “dolanmak” yani İslam hukukunun belirlediği ölçüler dışında miras dağıtmak olduğu şeklinde tenkitler yapılmıştır. Osmanlı vakıf kayıtlarında yaptığımız incelemelerde, vakıfların giderleri arasında vakıf kurucularının soyundan gelen kişilere bir görev karşılığı belirtilerek veya belirtilmeyerek maaş ödemesi yapıldığı görülmüştür. Fakat bu maaşlar, vakıfların ödedikleri toplam maaşlar içerisinde % 4, toplam giderler içerisinde ise % 2 kadar bir yer tutmaktadır. Buradan, vakıfların çoğunun, kişinin kendi soyundan gelenlere mal bırakmak için ve servetinin bölünmemesi arzusuyla kurulduğu iddiasının bütün kurum için geçerli olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Vakıf kuranların “müsadereden mal kaçırmak” için bunu yaptıkları şeklinde iddialar da ortaya atılmıştır. Vakıf kurucuları arasında “askerî sınıf” denen ve müsadere ile karşılaşabilecek kesimden çok sayıda kişi bulunmakla birlikte “reâyâ” denen ve müsadereye muhatap olmayan kesimden de çok sayıda kişi bulunmaktadır. Bu durum vakıfların sadece müsadereden mal kaçırmak için de kurulmadığını göstermektedir.

Vakıfların alacak kayıtları, Müslümanlar tarafından kurulan vakıflardan gayrimüslimlere çok sayıda borç verildiğini göstermektedir. Böylece vakıflar toplumun değişik kesimleri arasında ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesinde önemli rol almıştır. Vakıflar toplumun değişik kesimleri arasındaki ilişkilerin canlı tutulmasına katkı sağlamışlardır.

Kuruluş ve yükselme dönemlerinde devletin iskân politikalarına destek olan vakıfların, duraklama ve gerileme dönemlerinde daha çok sosyal yardım hizmetlerine yönelerek toplumu rahatlatan, gerilemenin yüklerini devletin ve özellikle halkın üzerinden azaltan bir rol oynadığı göze çarpmaktadır. “Meslek vakıfları”; ve askeri birliklerde birlik mensuplarının çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasını üstlenen ve vakıf şeklinde yapılanmış “orta sandıkları”, meslek dayanışmasını gerçekleştirmişlerdir. Vakıfların, kadınların toplumsal faaliyetlere katılımında da önemli bir rol oynadıkları görülmektedir. Vakıf kurucuları arasında kadınlar yer aldığı gibi, vakıf yöneticisi kadınlar da az değildir. Ayrıca para vakıflarından borç alanlar yanında, borçlulara kefil olan çok sayıda kadın da görülmektedir.

Birçok kamu hizmeti vakıflar kanalıyla görülünce devlet maliyesi rahatlamış, gerekli binalar ve hizmetler ile bunların onarımı yapılmıştır. Atıl kalmış verimsiz sermayenin vakıflar yoluyla kamu alanına, verimli alanlara aktarılması suretiyle, az da olsa devamlı gelir getiren tesisler kurulmuştur. Vakıf kurmak için toplum tasarrufa teşvik edilmiş, toplumda tasarruf temayülü artmıştır. Sanayileşme öncesinde büyük sanayi kuruluşları olmadığı için vakıfların sanayide istihdam oluşturması da sanayi kuruluşlarının hacimleri ile orantılı olarak küçük çapta fakat vakıflar gibi yaygın olmuştur.

VAKIFLARIN SOSYAL VE İKTİSADİ ALANA TESİRLERİ

Vakıfların sosyal ve iktisadi alana tesirleri çok yönlüdür. Bunlar

1- Gelir-servet dağılımına tesiri: Gelir servetin yeniden dağıtılmasını sağlayarak toplumdaki gelir farklılıklarını azaltır, adaletli bölüşüme katkı sağlar.

2-Tüketime tesiri: a) Lüks ve gösteriş tüketimine gitmesi muhtemel kaynakları, zaruri ihtiyaç maddelerinin tüketimine kaydırır. b) Tüketimin zaruri ihtiyaç mallarına kaydırılması suretiyle marjinal faydanın arttırılması, milli ekonomide tüketimden sağlanan toplam faydanın ve toplam tatmin duygusunun artışına yol açar.

3-Tasarrufa tesiri: Gösteriş ve lüks tüketime gitmesi muhtemel kaynakların tasarruf edilmesine yol açar.

4- Yatırımlara tesiri: Vakıflar gelir getirmek için zirâî, sınâî, ticârî ve mâlî birçok alana yatırım yapmışlardır. Ayrıca din, eğitim, sağlık ve bayındırlık alanlarındaki kurumlara yaptıkları yatırımlar da çok büyük miktarlardadır. Osmanlı Devleti’nde ekonomik yatırımlarda vakıflar birinci sırada gelmektedir. Devlet bütçesinden yatırım harcamaları vakıflarla kıyaslanmayacak kadar azdır.

5- Sosyal faydayı arttırıcı tesiri: a) Yatırımların, sosyal faydası yüksek olan sahalara kaymasına yol açar. b) Zenginlerdeki serveti teşhir etme arzusunun, sosyal fayda ile birlikte gerçekleşmesine yardım eder.

Vakıflar kendi dönemlerinde sosyal yardım ve sosyal güvenlik hizmetlerini yerine getirmişlerdir.  Kimsesizlere, düşkünlere ve fakirlere yardım edilmiştir. Avarız vakıfları şehir ve köy halkının önemli bir sosyal güvenlik kurumu olmuştur. Birçok kişi Avarız Vakfı adıyla vakıflar kurarak mahalle ve köyün avarız adlı olağanüstü vergisini bütünüyle üstlenmeyi veya hafifletmeyi hedeflemiştir. Bunların gelirleri ile bütün mahalle veya köy halkının veya içlerinden sadece fakir olanların vergi borçları ödenmektedir.

6- Üretime ve istihdama tesiri:

Vakıflar üretime ve istihdama katkı sağlamışlardır. Bu katkı,

 

(1) Yeni İstihdam Alanları Açılması

(2) Mevcut İstihdam Hacminin Genişletilmesi

(3) Emek Piyasasının Oluşmasına Katkı şeklinde olmuştur. Emek piyasasına katkı, düzenli ödemeler yaparak bir ücret politikası oluşturmak, çalışanlarına iş güvencesi getirmek ve 1915 yılında asgari ücret uygulamak şeklinde görülmektedir. Türkiye’de asgari ücret ilk olarak 1936 tarihli İş Kanunu’nda ele alınmış, fakat bunun bir yönetmelikle belirleneceği belirtilmesine rağmen 1951 yılında çıkarılan yönetmeliğe kadar uygulanamamıştır. Dolayısıyla ilk asgari ücret uygulaması 1951 yılında olmuştur. Bu durum vakıf çalışanlarına asgari ücret uygulandığı 1915 yılının, diğer alanlara göre ne kadar erken bir tarih olduğunu göstermesi açısından ilgi çekicidir. (Geniş bilgi için bkz. Hüsnü Koyunoğlu: Sosyal Politika Açısından Vakıflar, [Doktora tezi] İst. Ünv. Sosyal Bilimler Ens. 2002.) 

7- Malî piyasaya tesiri: Çok sayıda ve bazen yüksek meblağlara ulaşan para vakıfları da borçlanma ihtiyacını karşılamış, para piyasası ve yardım sandığı rolü oynamışlardır.

8- Toplumsal dayanışmaya tesiri: Varlık sahibi kişilerden toplumun değişik kesimlerine servet aktarılması toplumsal gerginlikleri azaltmış, dayanışmaya katkı sağlamıştır. Aynı meslek grubunun kurduğu hırfet (meslek) vakıfları esnaf ve sanatkâr dayanışmasına, yeniçeri ortalarında kurulan vakıflar (sandıklar) askeri sınıf dayanışmasına katkı sağlamıştır.

9- Kadınların toplumsal faaliyetlere katılımına tesiri: Vakıflar, kadınların toplumsal faaliyetlere katılımında da önemli rol oynamışlardır.

9- Toplumda şeffaflaşmaya tesiri: Vakıfların kontrolü sadece resmi yetkililer ve mahkemeler tarafından yapılmamış, vakfiyelerde konan şartlar gereği vakıf çalışanları, vakıf mürtezikaları (vakıftan yararlananlar), mahalleli, ahali gibi kesimlerin de vakfı denetlemesi sağlanmıştır. Bu durum yönetimde şeffaflaşmaya kapı aralamıştır.

Osmanlı Devleti’nde ekonomik duraklama ve gerileme ile birlikte idari ve sosyal kurumlarda görülen bozulmadan vakıflar da etkilenmişlerdir. Bununla birlikte, vakıfların toplumsal yararı uzun dönem sürdürebilen kurumlar olduğu söylenebilir. Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında, 7-8 yüzyıl kadar önce kurulan Kızılbey Vakfı’na ait taşınmazların ve servetin ne kadar yararlı olduğu bunu gösteren önemli bir örnektir.

 

GÜNÜMÜZDE VAKIFLARLA İLGİLİ BAZI TEKLİFLER

Kamu hizmetlerinin devletlere yük olmaya başladığı, özelleştirme arzularının arttığı günümüzde sağlık, eğitim gibi kamu hizmetlerinin görülmesi ve sosyal yardımların karşılanmasında vakıflar önemli bir görev üstlenebilirler.

Her kurumda görülebilecek istismarların vakıflar alanında görülmesi de doğaldır. Bu istismarların önlenmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı; bunun yanında iyi niyetli çalışmalar da yasal düzenlemelerle desteklenmelidir.

Günümüzde, holdingler, sermaye şirketleri ve diğer özel kuruluşlar ile kamu kurumlarının vakıf ruhuna uygun düşmeyen faaliyetlerinin, muafiyetlerden yararlanmak için vakıf adıyla yapılanmaları, böylece hem vakıf kurumunun yozlaşması hem de kamuoyundaki yanlış imajın oluşması hukuki yollardan engellenmelidir. Bu gibi yapılanmalar muafiyet vb yollarla teşvik edilecekse bunun başka isim altında ve ayrı bir mevzuatla yapılması gerekir. Vakıf adıyla, tamamen yönetim kurulunun (veya mütevelli heyetinin) özel tasarrufundaki mali varlıkların vergiden ve denetimden kaçırılması önlenmelidir.

Vakıf kurumuna yöneltilen eleştirilerin bir kısmının, kendi işlerini zorlaştırdığından dolayı sömürgeci ülkeler ve onların etkisinde olanlar tarafından yapıldığı, bazı olumsuzlukların da kurumdan kaynaklanmayıp toplumun genel gerilemesinin bu kuruma yansımasıyla ortaya çıktığı göze çarpmaktadır.

Vakıflar kendi alanlarında, toplumun değişik kesimlerinin yönetime katılma ve kontrol mekanizmalarında görev almalarında rol oynamış, fakat bu uygulamalar başka alanlara yaygınlaştırılarak devamı getirilememiştir. Bu tip uygulamalar başka alanlara da yaygınlaştırılabilseydi, halkın yönetime katılımı ve şeffaf yönetim açısından daha iyi gelişmeler olurdu.

Vakıfların toplumun ihtiyaçlarını en verimli şekilde karşılaması, aynı gaye için kurulan vakıfların varlıklarının israf edilmemesi için vakıflar arası koordinasyon ve işbirliğinin faydalı olacağı açıktır.

Vakıf kurarken toplum yararının gözetilmesinin şart olduğu görülmektedir. Günümüzde de toplum yararı gözetilerek kurulan, belli kişi veya grupların menfaatlerini veya nüfuzlarını artırmak amacı gütmeyen vakıflara kolaylık sağlanması, hem devletin yükünü hafifletecek hem de toplumu rahatlatacak bir etki yapabilir.

Günümüzde sivil toplum kuruluşları eliyle yapılan uluslararası yardım faaliyetleri de vakıflar aracılığıyla yapılabilecek faaliyetlerdendir. Bu faaliyetler ihtiyaçları giderirken toplumlararası yakınlaşma ve dayanışmayı da sağlayacaktır.

Sonuç olarak, geçmişte sosyal politikanın birçok alanında faaliyet gösteren vakıflar, yanlış bazı düzenleme ve uygulamalardan arındırılma şartıyla günümüzde de sosyal politikanın ilgilendiği birçok konuda yararlanılabilecek bir kurum olarak görülmektedir.

Doç. Dr. H. Hüsnü KOYUNOĞLU

 
Makale

Bizim toplum olarak sosyal ilişkilerimizin, komşuluklarımızın ve bir arada yaşama kültürümüzün temelinde; veren el olmak, komşusu aç iken tok olmamak, kendimiz için istediğimizi herkes için istemek, kendimiz için istemediğimizi de hiç kimse için istememek ve diğer gamlık (empati) gibi değerler bulunmaktadır. Kısacası, bizim medeniyetimizin odak noktası insandır.

Ecdadımız; evrenin özü kabul edilen insanın ihtiyaçlarını gidermeyi mesele edinmiş,  insan ve toplumla ilgili bu değerleri kendi içerisinde yaşatmış ve bu değerleri bir nevi kurumsallaştırmış veya bu değerleri ayakta tutacak ve nesilden nesile devamını sağlayacak kurumlarkurmuşlardır. Bu kurumlar bir nevi, devletin sivil gücü olmuştur. Bu kurumsallaşma, yani “Vakıf Medeniyetimiz”Büyük Selçuklu Devleti’nin büyük veziri Nizamı Mülk’le başlamış,bilhassa Osmanlılarda da vakıfların tüzel kişiliği geliştirilmiş ve gayeleri de çeşitlendirmiştir. Ancak günümüzde her alanda olduğu gibi; değerlerimizde, sosyal ilişkilerimizde, medeniyetimizde ve tarihi anlayışımızda da bir erozyon söz konusudur. Birçok değeri hatırlamak veya hatırlatmak,  “Belirli Gün ve Haftalar “ adı altında sadece belli günlere veya haftalara hasredilmiş, bir nevi kapsama alanları da, uygulama zamanları da daraltılmıştır. Bu da değerlerimizin; sanki mevsimler gibi geçici olduğu anlayışını getirmiş, gençliğimizde bu sebeple değerlerimizi yeterince tanıyamamış ve anlayamamıştır. Tanınmayan ve anlaşılmayan bu değerler de, gençlerimizin hayatında bir yer bulamamıştır.

Bu değerlerimizden birisi de bizim “Vakıf Medeniyetimizdir”. Bu yazımda da; Vakıf, vakıf medeniyeti, vakıfların tarihimizdeki yeri ve sadaka taşlarımızdan söz etmeye çalışacağım.

Vakıf (vakf) kelime anlamı itibariyle “bir şeyi daimî olarak durdurmak” demektir. Bu ‘durdurma’ manasından genişleme yoluyla vakıf kelimesi, “bir malı mülkiyetten çıkarıp çıkarlarını müebbeden bir hayır işine tahsis ederek saklamak” şeklindeki terim anlamını kazanmıştır. Böylece İslam hukuk metinlerinde dinî bir mesele haline gelen vakıf, malî ibadetler arasında zikredilir. Vakfın kanunî anlamı ise kurum olarak vakfı tarif eder: Bir mülkü kamunun menfaatine veya bir hayır işine te’bîden, yani devamlı olarak terk eylemek.

Ancak vakfın kelime anlamındaki ‘hapsetmek’ veya ‘durdurmak’ fiilini şu manada anlamak gerekir: Bir malı alım-satımdan alıkoyup (durdurup) menfaatini devamlı olarak fakirlere tayin etmek. Bir başka deyişle, bir malın-mülkün alım-satımından doğan faydasını, ona sahip olan açısından durdurmak ve ona ihtiyacı olan başkalarına devamlı olarak tahsis etmek. Vakfın kelime anlamından çıkardığımız sonuç bu.

İnsanlar; toplumun ihtiyaç hissettiği her alanda bir araya gelerek, hayır müesseseleri olan vakıflar kurmuşlar, bu vakıflar üzerinden medeniyetin en hakiki taşıyıcıları olmuşlardır. Meselâ talim ve terbiye merkezleri medreseler, camiler, hastahaneler, şifahaneler, kervansaraylar, misafirhaneler, yetimhaneler inşa ederek dayanışma temelli hizmet üretmişlerdir.Vakıflaşma perspektifi o derece geniş tutulmuş ki, fakir kızların çeyizlerini tedarik etmek, yaralı kuşları tedavi etmek, hamallar dinlensin diye onlara oturma taşları yapmak, su ve spor gibi sahalara varıncaya kadar geniş bir zeminde hizmet sahaları üretmişlerdir. Muhteşem bir sivil irade, bir sivil dayanışma, bir inisiyatif toplumu örgütlemiş ve toplumu sorunların çözülmesinde adres kılmıştır. Toplum, devlete müracaat etmeden bu kurumlar üzerinden birçok ihtiyaçlarını görmüştür. Vakıflar toplumun ahlâk algısını, estetik kaygısını hizmet sahalarına da yansıtarak etik ve estetiği buluşturmuştur. 

Vakıfların; Sosyal çatışmayı engellemesi, gelir-servet dağılımını düzenlemesi, sosyal ilişkileri düzenlemesi, istihdamı artırıcı etkisi, yabancılaşmayı önleyici etkisi, sosyal bütünleşmeye etkisi gibi birçok sosyal fonksiyonu da vardır.

Vakfın Osmanlı toplumunda hayatı şekillendirme aracı olarak kritik rolünü, eski medeni hukuk hocalarından Esat Arsebük’ün şu satırları yeteri berraklıkta ortaya koymaktadır:

Vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir evde doğar, vakıf beşikte uyur, vakıf mallardan yer ve içer, vakıf kitaplardan okur, vakıf bir okulda hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır, öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü.

Vakıfların sosyal hayatın şekillenmesi üzerindeki bu yaygın etki, yabancı seyyahların Osmanlı dünyasını bir tür “vakıf cenneti”ne benzetmelerine yol açmıştır. Zira darülhadis, darülkurra gibi İslamî ilimlerin tahsil edildiği kurumlar birer vakıf olduğu gibi sibyan mektepleri, idadiler, rüşdiyeler, darülfünun (saraydaki Enderun Mektebi hariç) hepsi vakıftır. Sağlık hizmetleri (hastaneler, şifahaneler) birer vakıf olarak hizmet vermiştir. Aynı şekilde su, kanalizasyon gibi belediye hizmetleri de vakıfların kapsama alanına girmiştir. Hatta İstanbul’da halen faal bulunan Vakıf Menba Suları İşletmesi, bu eski su vakıflarından bir numune olarak aramızda yaşamaya devam etmektedir.

Evliyâ Çelebi’nin Sokullu Mehmed Paşa vakfiyesindeki misâfirhâne ile alâkalı vermiş olduğu şu mâlumat ne kadar güzeldir:

“… Eğer gece yarısı taşradan misâfir gelirse kapıyı açıp içeri alalar. Hazırda bulunandan yemek ikrâm edeler. Fakat cihan yıkılsa geceleyin içerden dışarıya bir kimse bırakmayalar.

Sabahleyin ayrılma vakti geldiğinde de hancılar tellâllar gibi:

“-Ey ümmet-i Muhammed! Malınız, canınız, atınız ve elbiseleriniz tamam mıdır, bir ihtiyacınız var mıdır?” diye nidâda bulunalar. Misâfirler hep birden:

“- Tamamdır. Allah Teala, hayır sahibine rahmet eyleye!” dediklerinde, kapıcılar şafak vaktinde kapıların iki kanadını açarak:

“- Gafil gitmeyin! dikkat edin, bisatınızı kaybetmeyin! Tanımzdığınız kimseleri arkadaş edinmeyin! Yürüyün, Allah kolay getire!…” diye duâ ve nasîhat ile uğurlayalar.

Bir mü’minin rûhî derinliğini gösteren Nakîbü’l-Eşrâf Es’ad Efendi‘nin şu vakfiyesi de, ne kadar câlib-i dikkattir:

“… Kıymetli ve hayırsever devlet adamlarının geçmediği ve geçmeyeceği sokaklara ve iskelelere yerleşmiş olan son derece yaşlı ve fakir kimselere veya bir hastalık sebebiyle iş yapmaya kudreti olmayan âcizlere odun, kömür ve diğer ihtiyaç maddeleri tedârik edile! Kimsesiz ve yoksul kız çocuklarından evlenme çağına gelenlerin de çeyizleri alına!..”

Batılı seyyah Hunke‘nin, müslüman hastahânesinde yatmakta olan bir gencin babasına yazdığı mektubundan aldığı şu bölümler, vakıf hassâsiyetinin gönülleri saran ne kadar bâriz bir misâlidir:

“Babacığım! Benim paraya ihtiyacım olup olmadığını soruyorsun. Taburcu edilirsem, hastahâneden bana bir kat yeni elbise ve hemen çalışmaya başlamak zorunda kalmayayım diye de beş altın verecekler. Onun için süründen davar satmana gerek yok. Ama beni burada görmek istiyorsan hemen gel! Canım buradan çıkmak istemiyor. Yataklar yumuşak, çarşaflar bembeyaz, battaniyeler kadife gibi. Her odada çeşme var. Soğuk gecelerde bütün odalar ısıtılıyor. Bizleri tedâvî edenler, çok şefkatli ve merhametli kimseler. Hemen her gün midesi hazmedenlere kümes hayvanları ve koyun kızartmaları veriliyor. Sen de sonuncu tavuğum kızartılmadan önce gel, beraber yiyelim!..”

Diğer yandan Osmanlı’da kurulan yirmi altı bin küsûr vakfın bin dört yüz küsûr kadarının hanımlar tarafından kurulmuş olması da, ayrıca câlib-i dikkattir.

Sadaka taşlarına gelince; Sadaka taşları,  bizim medeniyetimize özgü bir uygulamadır. İyiliğin, paylaşmanın yeryüzündeki en nezih, en zarif, en güzel tezahürüdür. Cömertliğe (sehavet) farklı bir yorum getirilmiştir sadaka taşlarıyla. Gönül insanı olan âlicenap ecdadımız burada da farklılığını göstererek bizi ve dünyayı kendisine hayran bırakmıştır. Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi, yapılan hayra gösteriş (riya), kibir bulaşmaması ve yardım edilen kişiye psikolojik olarak herhangi bir etkinin olmaması ve onun eziklik hissetmemesi gibi sadaka ile ilgili temel ilkeler amaçlanmış

sadaka taşları uygulamasında. Edep, merhamet, şefkat medeniyetinin çocukları olarak bizler, maalesef bugün bu tür uygulamalardan bihaberiz. Unutmayalım ki, kendi değerlerine yabancı olan bir toplum hiçbir zaman ilerleyemez, başkaları tarafından, dikkate alınmaz, kabul ve saygı da görmez. Verenin ve alanın birbirlerini hiç görmediği bir yardım şekli sadaka taşları uygulaması. Fakire uzanan gizli bir merhamet, şefkat, yardım eli aslında. İyilik yaparken bile edebi gözetmek bizim ecdadımıza has benzersiz bir hayat tarzı. Onlar böyle incelikli düşünen ve yaşayan insanlardı. Onlardaki bu incelik, edep, şefkat ve merhameti başka kültürlerde göremezsiniz!

Genellikle gecenin karanlığında hali vakti yerinde olan hayırsever insanlar sadaka taşlarına sadakalarını bırakır giderlermiş. Bazen eşya bırakanlar da olurmuş. Muhtaç durumda olan fakirler de sabaha karşı buradan gelip ihtiyacı kadar parayı alır, gerisini sadaka taşına bırakırmış. Kendisi gibi muhtaç olan diğer fakir kardeşlerini düşünürmüş. Nefsinin arzusuna kapılıp da oradaki paranın tamamını alıp gitmezmiş. Sonra ellerini açar, sadaka taşına sadakayı bırakan hiç tanımadığı ve görmediği kişi için dua edermiş. Bu arada bir semtin sadaka taşına diğer semtten başka birisi uğramazmış. Demek ki herkes kendi semtinin fakirini kollayıp gözetiyormuş.

Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca sadaka taşları hakkında şunları yazar: “Sadaka taşı, iki metre boyunda mermer bir sütun. Üstünde bir çukur var. Geçen asırda, yolu buraya düşenlerden hal ve vakti yerinde olanlar, mermerin üstündeki çukura birer miktar para bırakırmış. Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir ihtiyacı olunca oradaki parayı alır. O günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Yüz para mı? Onu ayırır, kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı çukuruna kor ve meçhul sadakacıya içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönermiş.”

17. yy başlarında bir seyahat yapmak üzere İstanbul’a uğramış olan Batılı bir gezgin, seyahatnamesinde bakın neler anlatıyor:

“İstanbul’un bir mahallinde bir hafta geç saatlere kadar bir sadaka taşının yanında bekledim. Taşlarda paralar bulunmasına rağmen ihtiyaç sahibi bir kişinin dahi bu taşların yanına geldiğini görmedim. Doğrusu hayretlerimi gizleyemedim.”

Evet; Vakıf medeniyeti, hayırda yarışanların ve merhamet toplumlarının medeniyetidir. Ötekini nefsine tercih etmek… Paylaşmak ve bölüşmek… Elindekini bir menfaat beklemeden dağıtmak… Arkalarından hayırla yâd edilmeyi arzu eden insanların; şifahaneler, mektep ve medreseler, kütüphaneler, sebiller, çeşmeler, kervansaraylar, camiler, mescidler, yollar, köprüler, deniz fenerleri, kaldırımlar, gaslhaneler, umumi tuvaletler; kısaca toplum hayatında insanca yaşamayı, huzur ve sükûnu, kardeşliği, dostluğu, insanlığı ortaya çıkaracak ve yaşatacak alanlarda vakıflar ihdas etmeleridir…

Peki bütün bu güzelliklerden, çocuklarımıza ve gençliğimize ne kaldı? Çocuklarımıza ve gençliğimize; tarihimizi, değerlerimizi ve medeniyetimizi anlatamayınca, öğretemeyince… Kendi kültür mirasına yabancı ve yetişkinlerin de  şikayetçi olduğu bir gençlik ortaya çıkmış oluyor. Ama bu durum sadece gençlerin sorunu değil, toplum içerisinde yaşayan her bir ferdin  sorunu ve sorumluluğudur. Çocuklar ve gençler nasihat değil, örnek görmek isterler. Sadaka Taşları’ndan; kapkaça, gaspa ve her türlü hırsızlığa geçildiyse, bireysel olarak da kurumsal olarak da hepimizin inceden inceye bir muhasebe yapması gerekmektedir.

Okullarda sadece tarih dersleri ile bu medeniyeti anlatmamız yeterli değil, gerekirse “Vakıf Medeniyeti” diye bir dersi seçmeli ders olarak da okutabiliriz. Görsel sanatlar dersi müfredatına da, bir eğitim öğretim yılında en az 10 tane tarihi vakfımızı ziyaret etmeyi bir amaç olarak koymalıyız. Uzman rehberler eşliğinde buralar gezilmeli, yapılanlar üzerinde de öğrencilerin düşünmeleri sağlanmalıdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlükleri ve Belediyeler bu konuda ortak projeler geliştirmelidir. Özellikle belediyeler bu konuda çok daha hassas hizmetler yapmalı, halkımızın bu konudaki farkındalık düzeyinin artırılması için “Vakıf Medeniyeti” Projelerini hayata geçirmelidirler.

Bu arada ülkemizin neresinde olursa olsun; Vakıf olan veya vakıflara ait olan her bir karış yerin, helal ve haram noktasında hiçbir endişesi olmayanlarca işgal edilmiş olanları da varsa, bu vakıf alanlarının bir an önce bu işgalcilerden alınması ve vakfın ana gayesi doğrultusunda halkın kullanımına açılması gerekmektedir. Atalarımızın vakıfla ilgili şu atasözünü de hatırlatmadan geçemeyeceğim;“Vakfa bir çivi çakan abad, bir çivi söken berbad olur…”

Vakıf Medeniyetimiz üzerinde belki de çok söz söylemek değil, çok düşünmek ve çok iş yapmak gerekir. Bu konuda yazılacaklar da kolay kolay bitmez. Ama biz bu kadarla iktifa etmek istiyoruz.Bireysel olarak da üzerimize düşeni ifade etmek gerekirse; toplumun yararına olarak kurulmuş, sosyal dayanışmayı sağlayan bu hayır müesseselerine ilgi göstermek, çevremizde vakıf anlayış ve şuurunu canlı tutmak, elimizden geldiği kadar bu güzel hizmetlere iştirak ederek bunların her alanda yaygınlaşmasını teşvik etmektir. Yeni bir yazıda görüşmek üzere selam ve dua ile...

Fahri SEVİMLİ

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Armağan, Mustafa, (2006), Osmanlı, Bir Vakıf Medeniyeti. Sivil Toplum Düşünce ve Araştırma Dergisi, Sayı 15, İstanbul.
  • Kaya, Kamil; “Türkiye Diyanet Vakfının Türk Toplumundaki Yeri ve Önemi”, Diyanet Dergisi, Ocak-Şubat-Mart 1988, C.25, S.1, Ankara-1988, s.17.)
  • Osmanlı’da Vakıf Medeniyeti:Osman Nuri TopbaşALTINOLUK DERGİSİ 1999 – Eylul, Sayı: 163, Sayfa: 011
  • Serdar DEMİREL (Yeni Akit Gazetesi)
  • Sivil Toplum Dergisi Yıl: 4 SAYI: 15 / TEMMUZ- EYLÜL 2006
  • ŞEN Recep, Konya Büyükşehir Belediyesi, Komek Dergisi (syf.51-53)
 
Makale

1.Bir idealin delisi olmak

Bilimlerin ve güzel sanatların olmazsa olmazı ‘merak’...

Merak’ bütün ilgilerin zor şartlarını ‘makul’ kılar.

Bilime ve sanata ‘siz kün’ünüzü vermezseniz o size cüz’ünü vermez.’

Bir ilgiye her şeyinizi vermezseniz o size parçasını vermez.

Başarı bilim ve sanata hayatını adamaya, işinizin delisi olmaya bağlı.

Batı’da bilim ve sanat başarısının ardında işinin delisi idealist insanlar var. Tabii işinin delisi insanlar haybeye çalışan gayretkeşler değil.

Başarının gerçekleşmesi için işbölümü ve yoğunlaşma şart.

200 yıldır yapamadığımız bu… 150 yıllık fırın, 100 yıllık çikolatacı, 5 kuşaktır devam eden bir koleksiyon… Batı asırları aşan birikimlerin, teamüllerin, ritüellerin ve giderek genel bir şuura dönüşen ‘sosyal politikalar’ın adı…

Başarısızlık için kendimize gerekçeler üretmekten vazgeçmek durumundayız.

Aslolan başarmaktır…

Ziya Gökalpişbölümü veyoğunlaşma gerçeğinin altını çizdikten sonra her şeyden bir parça anlayan ‘hazerfan’ insan tipinin, bizim hem gücümüz hem de güçsüzlüğümüz olduğunu söyler.

2.Londra’nın arka sokaklarındaki Divriği Enstitüsü

Araştırmacı bir arkadaşımkitap fuarı vesilesiyle gittiği Londra’yı anlatıyor. Ara sokaklarda gezinirken mütevazı bir binaya rastlıyor. Binanın kapısında Divriği Enstitüsü yazıyor. Merakla içeri giriyor. Divriği Enstitüsü’nde, genç-ihtiyar değişik yaş gruplarından insanlar çalışmaktadır.

Enstitü’de Sivas ilimizin Divriği ilçesiyle ilgili her şey arşivlenmektedir.

Divriğimeşhurları, Divriği de çıkan gazeteler, köyleri, muhtarları, İstanbul ve diğer şehirlerdeki Divriği dernekleri, Divriği hakkında yayınlanan kitaplar ve dergiler. Divriği mimarisi…

Kısacası Divriği ile ilgili her şey Divriği Enstitüsü’nde tasnif edilmiş ve hizmete sunulur durumda.

3.Lordlar vakıfların hizmetçisi, sosyal politika takipçisiymiş

Taşıt folklorubizim şuuraltımızı ortaya koyan bir gösterge alanı… Taşıt folkloru’nun hit sözlerinden biri ise ‘alırsın Ford, olursun lord’ sloganı.

İngiltere’nin Avam Kamarası, millet meclisi niteliğinde. Lordlar Kamarası ise senato niteliğinde ve Avam Kamarası’nı denetleyen bir yönü var. Lordlar Kamarası’nın işi Avam Kamarası’nın yaptıklarına takoz koymak değil.

Bizim bir nevi ‘mirasyedi’ gibi gördüğümüz lordların asıl işi toplumdaki sosyal sorunlara veya uluslararası ilişkilerde bürokrasiden ayrı ama yer yer onu tamamlayan ‘sosyal politikalar’a yoğunlaşmakmış. Ve bu işler vakıf sistemiyle yürütülüyormuş.

Yani bizimTaşıt folkloru’nda söylendiği şekilde ‘alırsın Ford, olursun lord’ gibi bir durum yok.

Her lordun faaliyetlerine katıldığı, öncülük ettiği vakıflar var. Vakıflar makul vakıf gelirleriyle mantıklıca finanse ediliyor. Kimse devletten ödenek beklemiyor. Yukarıdaki Divriği Enstitüsü, bunlardan sadece biri.

Vakıf harcamaları, ‘yörük sırtından kurban kesme’ bakışıyla başkasının parasını keyfine göre harcama mantığıyla değil, emanete sadakat mantığıyla yürütülüyor.

4.Bir olumlu yerli örnek: Tabar Müzik Kütüphanesi

Işık veFerruh Gençer, 27 yıldır müzik kitapları yayıncılığı yapan Pan Yayıncılık’ın sahipleri. Çift şimdi ‘Tabar Müzik Kütüphanesi’nin de kurucusu.

Işık Gençer, ‘Tabar Müzik Kütüphanesi’nin oluşma sürecini şöyle anlatıyor: “2007'de kaybettiğimiz babam Uğur Tabar Cumhuriyet döneminde çıkmış bütün müzik kitaplarını ve Osmanlıca kitapları biriktirmişti. Babam inşaat mühendisiydi ama Türk müziğinin ses sistemi üzerine araştırmaları vardı. Onun 2 bin 500 kitabı ve çeşitli Türk müziği enstrümanlarıyla bir kütüphane yapmak istiyorduk.”

Işık ve Ferruh Gençermüzik kütüphanesi oluşturmak için Kültür Bakanlığı’ndan belediyelere kadar birçok kuruma başvurur. Ama sonuç olumsuzdur.

Türkler söylemez, söylenir’ diye bir söz var. Gençer çifti söylenmeyi bırakır kendi şarkısını söyler.

Uğur Tabar’ın kitaplarını esas alarak ‘Tabar Müzik Kütüphanesi’nu kurmaya karar verirler. Onlar yola çıkınca Romanyalı etnomüzikolog ve Türk müziği araştırmacısı Eugeni Popescu-Judetz de arşivini onlara bağışlar.

Işık veFerruh Gençer, şimdi hem Uğur Tabar ve Eugeni Popescu-Judetz’invasiyetini yerine geçirmenin hem de yaptıkları işin ‘sosyal politikası’nı da oluşturmanın huzurunu yaşıyor.

5.Ömrünü bir türbeye vakfetmek

Toklu İbrahim Dede,İstanbul’un Fethi’ndeAyvansaray Cephesi’nin komutanı. Fetih’ten sonra ganimet askerin ve komutanın yasal hakkı. Tokmaklı İbrahim Dede, savaş ganimeti yerine İstanbul’daki sahabe makamlarından Hz.Ebu Seybe El Hudri’nin türbedarlığını talep eder.

Fatih Sultan Mehmettürbedarlığa Şeyh Toklu İbrahim Dede’yi tayin eder.Şeyh Toklu İbrahim Dede, mahalleye rengini veriyor. Mahalle ve mahallenin camisi onun adıyla anılıyor.

Ebu Seybe El Hudri Türbesi; İstanbul’unAyvansaray semtinde surlar arasında. 

İstanbul’daEyüp Sultan dışında sahabe makamları ve kabirleri var. Ayvansaray ve Eğrikapı’da Ebu Şeybe el-Hudri’nin makamının etrafında birçok sahabenin makamı var. Bunlar Hafir,Abdüssadık Amir,Şû’be,Ebuzer-i Gıfari, Cabir, Muhammed el-Ensari, Kab ve Hamdullah el-Ensari hazretleri.

Tokmaklı İbrahim Dede’nin ideali sahabe yolunda bir karınca olabilmekti. Fethin onun için anlamı buydu. Kadının imtihanı yoklukta, erkeğin imtihanı varlıktaydı. Fetih gerçekleşince, sayısız savaş ganimeti Toklu İbrahim Dede’nin istikametini şaşırtmadı.

O hedefine odaklanmıştı… Ganimetleri elinin tersiyle itip, türbedarlığa talip oldu.

Toklu İbrahim Dede’nin kabri şimdi sahabe Ebu Seybe El Hudri Türbesi’ninayak ucunda.

Toklu İbrahim Dede, davranış biçimiyle yüzyıllar ötesinden bize kendilikbilgisi’nin nasıl kazanılacağının dersini veriyor.

Büyük denizcimizMurat Reis’in türbesi, bugün sınırlarımız dışında Yunanistan’da Rodos Adası’nda… Hayatımızın içinde görünmeyenToklu İbrahim Dede’ler hala var. Onlar hayatımızı güzelleştirmeye devam ediyorlar… Şaban Karkınglıoğlu ve eşi Süheyle Hanım, ömrünü Murat Reis’in türbesine vakfetmiş iki güzel insan.

Çok şükür ki, bugün deToklu İbrahim Dede’nin izinde yürüyenler var.

6.Vakıfların parayla imtihanı

Vakıfların daha iyi hizmet etmek amacıyla ticaret yapması hep düz mantıkla doğrulanır. Halbuki ticaret ile vakıf bir birine ters açılımları alan hayat alanlarıdır.

Ticarete giren vakıfların önceliği, hizmetlerin yürümesi için parasal kaynakların sağlıklı işlemesidir. Vakıfların hizmeti sürdürme düşüncesiyle para tahsilatına yönelmesi, ‘Takva’ filminde başarılı bir şekilde işlenir.  

Tahsilata yönelen vakıflar hayatla çelişik, en yakınındaki muhtaç bireyi bile göremeyen muhayyel bir hizmet organizasyonuna dönüşür.

7.Hatime: bütünü görmeden paçaları sıvamak!

Romancı büyüğümüzMehmed Niyazi Bey vakıf ve dernekler için büyük hedeflerden ziyade sürdürülebilirliğin, devamlılığın önemli olduğunu söyler. Mehmed Niyazi Bey’inçizdiği hedeflerden biri ilköğretimi bitiren 10 çocuğa dolma kalem hediyesi vermek gibi mütevazı bir hedef.  

Bu küçük görünen büyük hedefi her yıl yapmak ise asıl başarılması gereken iş.

Eleştirmen Fethi Nacibir ülkede ne kadar futbol varsa o kadar roman vardır” demişti. Başarı ya da başarısızlık, birleşik kaplar usulü bütün toplumu etkiliyor. Başarı ve başarısızlık da aynı şekilde yatay bir yayılıma sahip.

Ülkemizde vakıf enflasyonu yaşanıyor… Her konuda birbirinden farklı vakıflar kuruluyor.  Bu vakıfların önemli bir kısmı, bütün fikri olmayan ve içerik üretmeyen kurumlar. Bu tür vakıflar fayda değil zarar getiriyor.

Yanlış vakıfların zararı, sadece kaynak israfıyla sınırlı değil. Sezai Karakoç, yanlış örneklerin aynı zamanda ‘geliş yolunu tıkayıcı’ bir yönü olduğunu söyler.

Karakoç’un yanlış örnekler üzerinden söylediği ‘geliş yolunu tıkayıcı’lık uyarısı önemli.

Bir hedefi başarmak için neyi niçin yaptığını bilen, bütün fikrine sahip, kendilikbilgisi’ne ulaşmış, idealist insanlar olmak gerekiyor.

İşinin delisi, meselesine ‘vakıf olan’, işini ‘vukufiyet’le yerine getiren kul, devlet ve mahlukat hakkını riayet eden, ‘ehli vukuf’ insanlara ihtiyacımız var.

Çok şükür ki, hala kütüphaneler kuran, türbeleri bekleyen, yaraları saran, verdikçe çoğalan ‘kendini bilen’ insanların ülkesiyiz.

Mahmut ÇETİN

 
Makale

            Osmanlı’da sosyal yardım denilince akla gelen unsurlardan biri Vakıflar’dır.Uzun yüzyıllardan beri bütün İslam topraklarında çok önemli bir yer kazanmış, sosyal ve ekonomik hayat üzerinde derin etkiler bırakmış, dini-hukuki bir kurum olduğu belirtilen vakıf (Köprülü, 2005: 295), “bir malın, geliri ile birlikte hayrî bir hizmete tahsis etmek üzere, mülk sahibinin mülkiyetinden çıkarak, sosyal mülkiyet kategorisine aktarılması” (Zaim, 1992: 2) şeklinde tarif edilmektedir. Vakıf, elbette bu yönüyle sosyal bir kurumdur.

            Özellikle Osmanlı söz konusu olduğunda vakıflar, devletin resmi bütçesinden bağımsız, bir sivil sosyal politika aracı olarak kendi uygulanan bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu şeklinde değerlendirilmektedir (Abay, 2004a: 84). Gerçekten de vakıflar, Osmanlı’da sosyal yardım fonksiyonu açısından önemli bir yere sahip olmuştur. Örneğin, vakfın kurulması aşamasında, gayrimenkul veya menkul servetin, vakfeden kişinin elinden çıkması zorunluluğu (ve böylece bunun sonucunda da mülkün, bir yaklaşıma göre, “Allah’ın mülkü haline getirilmesi” (Kazıcı, 1985: 28)), otomatik olarak servetin dağılımını etkilemektedir (Şahin, 1990: 58). Bu açıdan vakıflar, sosyal adaletin temin edilmesi veya (varsa) sınıf farklarının ortadan kalkması noktasında (Öztürk, 1983: 136) etkili bir sosyal yardım işlevine sahip olmuşlardır.

            1546 yılında, sadece İstanbul’da 2517 vakıf kaydı olması (Koyunoğlu, 2006: 35) ve 17. yüzyıl Osmanlısı’nda, ekonominin % 15.97’sinin, 18. yüzyılda % 26.80’inin, 19. yüzyılda ise % 15.77’sinin vakıfların elinde bulunması; çeşitli hizmetlerin yanında vakıfların, sahip oldukları bu gelirin 17. yüzyılda % 6.3’ünü, 18. yüzyılda % 10.15’ini ve 19. yüzyılda ise % 17.16’sını sosyal yardım faaliyetlerine harcamış olmaları (Öztürk, 2003: 18), vakıfların sosyal yardım alanındaki etkinliğini göstermesi açısından dikkate değer bir ölçüttür.

            Ayrıca vakıf şartnamesine uyulmasının imkânsız hale gelmesi durumunda, vakıf gelirlerinin fakirlere aktarılması hususu da vakıfların sosyal alandaki işlevlerinden bir diğer göstergesi konumundadır (Öztürk, 1995b: 44).

            Osmanlı’da vakfın “mebani-i medeniyye” ve “müesesat-ı hayriye” diye adlandırılan medreseler, kütüphaneler, ibadethaneler, köprüler ve benzerlerini içine alan faaliyetlerin (Öztürk, 1995a: 31) dışında sosyal yardım anlamında aşevi, ihtiyaçlı olanlara elbise yardımı, dükkân açmak isteyenlere yardım edilmesi gibi alanlarda faaliyet yaptıkları bilinmektedir (Kozak, 1985: 28).

            Bunların en bilinen tipi, “avarız vakıfları”dır. Bu vakıflar, hem ferdi niteliktedirler hem de dini bir hüviyete sahiptirler (Çiftçioğlu, 1998: 15). Burada, vakıflar bünyesinde oluşturulan ve mahallenin halkı tarafından biriktirilme usulü sonrasında imama teslim edilen “avarız akçası” diye bilinen bir nevi yardımlaşma sandığı vasıtasıyla, mahallenin hasta ve fakirlerine yardım edilmesi söz konusu olmaktadır (Kazıcı, 1995: 94). Avarız vakıfları ile bir yandan hastalık nedeniyle iş, güç ya da kazancından mahrum kalanların giydirilmesi, yedirilmesi, içirilmesi ya da tedavilerinin sağlanması mümkün iken; bir yandan da sermaye bulamayanlara sermaye verilmesi ve borcunu ödeyemeyenlerin borçlarının ödenmesi söz konusu idi. Bunların yanında, fakirlerden ölenlerin defin işlemlerinin yerine getirilmesi ve fakir kızların evlendirilmesinin sağlanması gibi birçok sosyal yardım uygulamasının yapıldığı görülmektedir.

Yard. Doç. Dr. Faruk TAŞCI

*Bu yazı, yazarın “Sosyal Politikalarda Can Simidi: Sosyal Yardım” (Ankara, Nobel Yayınları, 2010) adlı eserindeki bir bölümün (s. 66-68) gözden geçirilmiş ve ilaveli halidir.