Sanatçı, eserini ortaya koyarken hem kendi dünyasını inşa eder hem de müstakbel olanın inşa ve tasavvur sürecine dâhil olarak onun "iyi" olması yönünde çaba sarf eder. Bu iki durumda da aslında yerine getirdiği bir görevi vardır sanatçının: Gerçeğin/hakikatin izahını yapmak. Cennetten kovulmuş olmanın burukluğunu yaşayan insanın "muğlaklığını" ve insanın hayata ilişkin tanımlamasında ona refakat eden toplumun "gerçekliğini" izah etmeye çalışan sanatçı ile sanat eseri arasındaki rabıta değişkenlik arz edebilir: Sanatçı bazen sanat eserini şekillendirir bazen de -gerçekliği yakaladığı nispette- eserin kaderine tâbi olur yani sanat eseri sanatçıyı aşabilir. Daha başka bir durum da sanatçının, kendi kurgusunu aşan bir "kurgu"nun içinde kendisine biçilen rolü oynamak zorunda kalmasıdır:
Birol IŞIN... 1942 yılında Mersin'de doğmuş. Ana ve babadan yoksun bir çocukluk geçirmiş. Hayatının ilerleyen safhalarında, hayali olan sinemanın dünyasına girmeyi başarmış. "Diriliş" filminin sahibi ama daha da önemlisi yaşamı ve sanat hayatı boyunca yılmadan mücadele vererek dirilişi hayatında etkin kılmaya çalışmış. Sonrasında ise bir zamanlar -belki bilmeden- izahını yapmaya çalıştığı gerçek/hakikat ona rol olarak geçmişte filmine isim yaptığı "eziliş"i seçmiş. Şimdi bu hazin filmin hangi karesinde olduğu bilinmez ama Darulaceze'nin müşfik duvarları arasında kendisine biçilen rolü oynamaya çalışıyor. Hem de tek başına...
Devamını oku...